27 Şubat 2016 Cumartesi

Quentin Tarantino ve Şiddet




  Şiddet ve suç türünün isimleri birlikte anılır. Şiddet, türün beklenti ve geleneklerinin bir parçasıdır. Suç filmlerine gösterilen tepki genellikle filmin bir yapı olarak statüsünü görmezden gelir. Bu da yoğun ihtilaflara ve ahlaki paniğe neden olur. Perdede izlediğimiz şiddet üzerine yazılan yazılar, erkeğin temsili, kadına şiddet,  şiddetin karakterin bir parçası olduğu yönündedir.  Bu tarz eleştiriler filmin anlamlandırılmasını zorlaştırır. Özellikle son dönem Amerikan sinemasının önemli isimlerinden ilk filminden bu yana bütün bu eleştirilere göğüs geren Quentin Tarantino ve sinemasını bu yazıda şiddet ekseninde incelemeye çalışacağım.

Tarantino, röportajlarda filmlerindeki şiddetin aşırılığı ile ilgili gelen sorulara sinirlenir. Ona göre filmlerde kullanılan şiddet abartılacak bir mevzu değildir. Kesilen kulaklar, patlayan kafalar, kılıcın girdiği yerden akan oluk oluk kan... Bunların hepsi Tarantino için eğlenceden başka bir şey değildir. Şiddet ilk filminden itibaren Tarantino'nun imzası haline gelmiştir.

Tarantino henüz ilk filmi olan Reservoir Dogs filmini çektiği günlerde film kadar filmin içinde yer alan şiddet sahneleriyle de gündeme gelmişti. Bir çok eleştirmen filmdeki kulak kesme sahnesini sadist ve manipülatif bulmuştu. Hatta bu sahne benzer suçlara ilham vermekle de suçlanmıştı: “Çete üyesi bir grup sadist katil, kurbanlarına işkence yapıp öldürürken suç filmi Resorvoir Dogs filminin korkunç bir sahnesini taklit etti” (The Sun, 28 Haziran 2000). Ella Taylor, bir makalesinde kulak kesme sahnesi için “O sahne tam bir sanat eser; hatta kusursuz bir yapıt bile olabilir. Zaten beni korkutan da bu.”  diyor. Reservoir Dogs gösterime girdiği dönemde şiddet sahneleriyle bir çok eleştirmenin hedefi olsa da aynı eleştirmenler filmin hakkını yememiş, o yıl gösterime giren filmler arasında Reservoir Dogs filmini ayrı bir yere koymuşlardır. Kulak kesme sahnesinin tartışmaya yol açmasının sebebi ise işkence, mizah ve işkenceyi yapan kişinin davranışlarıydı. Alison Young, bu sekansta yorumunu oluşturmak için üç farklı strateji tespit eder:  şiddetin doruk noktasında görüntünün gizlenmesi (polisin kulağının kesilme anı), hem izleyici hem kurban için sahnenin yoğunluğuna ara verilmesi (Bay Sarışın işkencenin ortasında depodan çıkar ve aydınlık otoparka girer), ve Bay Sarışın'ın şarkılar eşliğinde dans eden havalı bir adam sunumu. Bu üç strateji izleyiciyi manipüle eder ve uygunsuz bir konuma iter; izleyici hem işkenceden haz alır hem de dehşete düşer. Bu sahne , şiddetin ve onun izleyiciyle ilişkisinin eleştirel ve kuramsal analizinin ortak noktası oldu. Bazı eleştirmenlere göre Tarantino; eleştirel bilinci, dünya ve bilginin farkındalığını aşağı gören ve dolaysız bedensel etkilere bağlı  bir reaksiyona neden olan bir imaj içerir. Tarantino filmlerindeki şiddetin genellikle bir amacı yoktur. Örneğin yüzlerce kişinin ölümüne sebep olacak birisi öldürülürse bu daha ahlaki kabul edilebilir. Filmin sonunda kötü adam öldüğü ve günahlarını lanetlediği müddetçe şiddet kullanabilirsiniz. Ahlaki bir düzlemde şiddet seyirci tarafından onaylanır. Fakat Tarantino pek çok söyleşisinde dile getirdiği gibi sinemasını oluştururken herhangi bir ahlaki tutum içerisinde değildir.

Tarantino bir röportajda “Filmde korkunç bir şey olacağında müzik size buna dair herhangi bir ipucu vermiyor” diyor. “Gerçek hayattaki şiddet böyledir. Otobüs beklerken birden önünüzden beyzbol sopalarıyla birbirini kovalayan insanlar geçer. Filmlerimde şiddeti böyle yansıtmaya çalışıyorum.”
Tarantino; filmlerinde şiddeti soysuz, ağır, kan içinde ve mizahla örülmüş bir biçimde gösterir. Mizah bazen şiddetin içinde yer alan küçük bir espiri (Rezervuar Köpekleri filminde Bay Sarışın’ın polisin kulağını kestikten sonra kulakla konuşması) bazen de mizah şiddetin ta kendisi ( The Hateful Eight filminde Binbaşı Marquis’in, Bob’un kafasını parçalaması) olarak karşımıza çıkar. “Benim şiddetle bir sorunum yok, benim için komedi unsurları kadar sıradan bir şey bu. Estetik bir şey. İnsanlar bunu ahlaki bir kulp takacaklardır ama bence bu tutum saçmalıktan ibaret.” diyor Tarantino. Ona göre şiddet filmlerde kullanılan ögelerden sadece biri.
Tarantino şiddeti estetik bir konu olarak görür. Bu yüzden seyirci Kill Bill'i izlerken tiksinmek yerine haz duyar. Bütün o uçan kafalar, yerinden oyulan gözler, kopan kollar seyircide bir mezbaha değil kanlı bir şenlik havası yaratır.

Tony Scott’ın yönetmenliğini üstlendiği True Romance filminin senaristi olan Tarantino bu filmin otobiyografik özellikler taşıdığını söyler.  Filmin başkahramanı olan Clarence Worley, Quentin Tarantino’dur. Tarantino’nun pek çok kez dile getirdiği “Yönetmen olmasaydım gangster olurdum.”  cümlesi de onun sinemasını ve hayata bakış açısını anlamak adına önemli ipuçları veriyor.

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

Sarah Casey Benyahıa, Suç, Kolektif Kitap.
Derleyen:Gerald Peary, Quentin Tarantino, Agora Kitaplığı.

8 Şubat 2016 Pazartesi

Selim İleri, Dostlukların Son Günü Üzerine

Önce kelime vardı” diye başlıyor Yohanna’ya göre İncil. Kelimelerden önce de Yalnızlık vardı ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık.

Oğuz Atay, Tutunamayanlar

  Bir zamanlar yalnızlık Tanrı’ya mahsustu.  Tanrı, doğmamış ve doğrulmamış olmanın büyük yalnızlığını çekiyordu. Başlangıçta Tanrı göğü ve yeryüzünü yarattı. Yeryüzü ıssız ve boştu; karanlıklar uçurumu örtüyor ve Tanrı’nın ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. Tanrı evreni yarattıktan sonra altıncı gün insanı yaratmaya karar verdi. Böylece insanlarla uğraşarak vakit geçirebilecek ve bazen de peygamberler aracılığıyla insanlarla konuşarak yalnızlığını dindirebilecekti. Altıncı gün Tanrı insanı kendi suretinden, yalnızlığın suretinden yarattı. Adem ve Havva sonsuz mutluluğun içinde yapayalnızdılar. Belki de Chuck Palahnuik haklıydı. Adem’le Havva yasak elmayı cennet bahçesindeki sonsuz mutluluk çok sıkıcı olmaya başladığı için yemişlerdi.

  Selim İleri’nin “Dostlukların Son Günü” öyküsünün başkahramını Kemal, yalnızlıklarını paylaşmaya çalışan bir karakterdir.  Kemal, iki kişilik bir ailenin üçüncü kişisi olmaya çalışır. Gün geçtikçe Kemal’in o evdeki varlığı ağırlaşmaya başlar. Hiçbir eve ait olmayışından gelen yalnızlığı siner evin her tarafına ve evin huzurunu kaçırır.
Kemal yalnızlığının içinde kaybolmamak için varolabildiği tek yere, Ali’lerin evine gider. Kemal, Ali’lerin evinde güzel gecelerin sevincini yitirir. Onuru kırılır. Yalnızlığı, en yakın dostu tarafından sürekli yüzüne vurulur.  Küçüklüğünden beri başkalarının evinden çıkmayışı bundandır. Yalnızlığını paylaşamadıkça her yeri acıyacaktır çünkü Kemal’in. Hiçbir zaman kapanmayacak bir yaradır çünkü onun yalnızlığı. Arada sırada tekmelenmeye razı bir sokak köpeği gibi sığınmıştı ikisine. Yalnızlığından Gülten’in acımalarına ve Ali’nin hor görmelerine sığınmıştı. Kendi başına kalmaktan daha az acı veriyordu belki bütün bunlar. Yalnızlığını bir az olsun unutabilecekse katlanmaya değerdi.
Bir çiçek gönderip, elvada diyebilmek o kadar kolay değildi. İşin ucunda her daim koynunu açmış bekleyen yalnızlık vardı. Kemal ya o çiçekleri gönderip yalnızlığın koynuna girecek ya da çiçekleri göndermeyip yalnızlığı kısa bir süre daha oyalamaya  devam edecekti.
 
  İnsan kendi için içindeki o kalabalığı bulamadığı sürece Kemal’in tutamak sorunu onu koyu bir yalnızlığa çekip duracaktır. Tanrı’nın attığı ilk yalnızlık çığlığı Kemal’in içinde yankılanmaya her zaman devam edecektir.

7 Şubat 2016 Pazar

DRİVE / SÜRÜCÜ (2011) - Masallar, Seksenler ve Le Samourai

  Bize küçükken anlatılan masallar toz pembe ve iyimserlik saçan hikayelerdi. Onlar ererdi muradına biz çıkardık kerevetine. Peki bu masalların orjinalleri böyle miydi?
Kırmızı Başlıklı Kız masalını hepimiz biliriz. Masalın sonunda avcı Kurt'un karnını yarar ve kızı kurtarır. Orijinali Fransız yazar Charles Perrault'a ait olan hikayede ne Avcı vardır ne de Büyükanne. Masalın sonunda Kurt kızı yer ve masal biter. Cinderella masalı da Grimm Kardeşler versiyonunda oldukça acımasız bir yapıya sahiptir. Cindirella, kötü kalpli üvey kardeşlerini ve annesini affedecek kadar merhametli değildir. Üvey kız kardeşler ayaklarını ayakkabıya sığdırabilmek için ayak parmaklarını keserler. Evin her yeri kana bulanır. Cinderella üvey kız kardeşlerini affetmez. Onların gözlerini oydurur ve yaşamlarının geri kalanını kör birer dilenci olarak sürdürmelerini sağlar.




 Yönetmenliğini Nicolas Winding Refn'in üstlendiği Drive filmi de orijinal masallarla, o masalların törpülenmiş halinin ortasında konumlandırıyor kendini. Törpülenmiş masalların naifliğini, orijinal masalların ise sert ve tavizsiz hallerini bünyesinde barındırıyor Drive. Tabii sinemanın dilini kullanarak yapıyor bunu. Bütün karakterler masaldaki gibi iyi ve kötü olarak kesin çizgilerle ayrılmasa da kesin olarak iyi (İrene ve oğlu Benicio) ve kesin olarak kötü karakterlerden (Bernie ve Nino) bahsedebiliriz. Filmin seksenler ruhunu benimseyen yapısı, kullanılan renkler, neon ışıklar ve kullanılan müzikler bu masalsı yapıyı destekleyen unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Filmin bu masalsı yapısı sayesinde Nicolas Winding Refn, kendi tarzını ortaya koyarak Tarantino ve Scorsese gibi (kanlı sahneler, ani şiddet patlamaları) meslektaşlarından farklı bir noktada durmayı başarıyor.


Ryan Gosling'in canlandırdığı isimsiz karakter film boyunca cool'luğundan nadiren taviz verir. Ağzından kürdanını eksik etmez. Filmin isimsiz başkahramanı 60'lı yılların Clint Eastwood'unu andırsa da daha çok Jean-Pierre Melville'in başyapıtı "Le Samourai" (1967)filminin başkahramınına benzetebiliriz. Alain Delon'un canlandırdığı bu karakter yalnız bir kiralık katildir. Drive filminin başkahramını gibi o da konuşmayı pek sevmez, donuk bir ifadeye sahiptir ve yaptığı işi büyük bir ciddiyetle gerçekleştirir. Drive'de tıpkı "Le Samourai" filmi gibi konusundan çok stilize yapısıyla dikkat çeker.
 Drive; masalsı yapısı ve katıksız seksenler atmosferiyle şimdiden modern klasikler arasında yerini aldı.


FİLMİN KONUSU:

  D
ublörlük yapan ve üst düzey araba kullanabildiği için geceleri de soygunlara katılan bir sürücünün (Ryan Gosling) yaşamını anlatıyor. Sürücünün yaşamı, komşusu Irene'nin (Mulligan) hapisteki kocasına yardım etmeyi kabul etmesiyle daha da tehlikeli bir hal alır. Bir anda kendisini Los Angeles'ın en tehlikeli adamlarının hedef listesinde bulur. Şimdi hem kendi hayatını, hem Irene ve oğlununkini kurtarmak için yapacağı tek şey en iyi bildiği şekilde sadece araba sürmektir.