
Şiddet ve suç türünün isimleri birlikte anılır. Şiddet, türün beklenti ve geleneklerinin bir parçasıdır. Suç filmlerine gösterilen tepki genellikle filmin bir yapı olarak statüsünü görmezden gelir. Bu da yoğun ihtilaflara ve ahlaki paniğe neden olur. Perdede izlediğimiz şiddet üzerine yazılan yazılar, erkeğin temsili, kadına şiddet, şiddetin karakterin bir parçası olduğu yönündedir. Bu tarz eleştiriler filmin anlamlandırılmasını zorlaştırır. Özellikle son dönem Amerikan sinemasının önemli isimlerinden ilk filminden bu yana bütün bu eleştirilere göğüs geren Quentin Tarantino ve sinemasını bu yazıda şiddet ekseninde incelemeye çalışacağım.
Tarantino, röportajlarda filmlerindeki şiddetin aşırılığı ile ilgili gelen sorulara sinirlenir. Ona göre filmlerde kullanılan şiddet abartılacak bir mevzu değildir. Kesilen kulaklar, patlayan kafalar, kılıcın girdiği yerden akan oluk oluk kan... Bunların hepsi Tarantino için eğlenceden başka bir şey değildir. Şiddet ilk filminden itibaren Tarantino'nun imzası haline gelmiştir.
Tarantino henüz ilk filmi olan Reservoir Dogs filmini çektiği günlerde film kadar filmin içinde yer alan şiddet sahneleriyle de gündeme gelmişti. Bir çok eleştirmen filmdeki kulak kesme sahnesini sadist ve manipülatif bulmuştu. Hatta bu sahne benzer suçlara ilham vermekle de suçlanmıştı: “Çete üyesi bir grup sadist katil, kurbanlarına işkence yapıp öldürürken suç filmi Resorvoir Dogs filminin korkunç bir sahnesini taklit etti” (The Sun, 28 Haziran 2000). Ella Taylor, bir makalesinde kulak kesme sahnesi için “O sahne tam bir sanat eser; hatta kusursuz bir yapıt bile olabilir. Zaten beni korkutan da bu.” diyor. Reservoir Dogs gösterime girdiği dönemde şiddet sahneleriyle bir çok eleştirmenin hedefi olsa da aynı eleştirmenler filmin hakkını yememiş, o yıl gösterime giren filmler arasında Reservoir Dogs filmini ayrı bir yere koymuşlardır. Kulak kesme sahnesinin tartışmaya yol açmasının sebebi ise işkence, mizah ve işkenceyi yapan kişinin davranışlarıydı. Alison Young, bu sekansta yorumunu oluşturmak için üç farklı strateji tespit eder: şiddetin doruk noktasında görüntünün gizlenmesi (polisin kulağının kesilme anı), hem izleyici hem kurban için sahnenin yoğunluğuna ara verilmesi (Bay Sarışın işkencenin ortasında depodan çıkar ve aydınlık otoparka girer), ve Bay Sarışın'ın şarkılar eşliğinde dans eden havalı bir adam sunumu. Bu üç strateji izleyiciyi manipüle eder ve uygunsuz bir konuma iter; izleyici hem işkenceden haz alır hem de dehşete düşer. Bu sahne , şiddetin ve onun izleyiciyle ilişkisinin eleştirel ve kuramsal analizinin ortak noktası oldu. Bazı eleştirmenlere göre Tarantino; eleştirel bilinci, dünya ve bilginin farkındalığını aşağı gören ve dolaysız bedensel etkilere bağlı bir reaksiyona neden olan bir imaj içerir. Tarantino filmlerindeki şiddetin genellikle bir amacı yoktur. Örneğin yüzlerce kişinin ölümüne sebep olacak birisi öldürülürse bu daha ahlaki kabul edilebilir. Filmin sonunda kötü adam öldüğü ve günahlarını lanetlediği müddetçe şiddet kullanabilirsiniz. Ahlaki bir düzlemde şiddet seyirci tarafından onaylanır. Fakat Tarantino pek çok söyleşisinde dile getirdiği gibi sinemasını oluştururken herhangi bir ahlaki tutum içerisinde değildir.
Tarantino bir röportajda “Filmde korkunç bir şey olacağında müzik size buna dair herhangi bir ipucu vermiyor” diyor. “Gerçek hayattaki şiddet böyledir. Otobüs beklerken birden önünüzden beyzbol sopalarıyla birbirini kovalayan insanlar geçer. Filmlerimde şiddeti böyle yansıtmaya çalışıyorum.”
Tarantino; filmlerinde şiddeti soysuz, ağır, kan içinde ve mizahla örülmüş bir
biçimde gösterir. Mizah bazen şiddetin içinde yer alan küçük bir espiri
(Rezervuar Köpekleri filminde Bay Sarışın’ın polisin kulağını kestikten sonra
kulakla konuşması) bazen de mizah şiddetin ta kendisi ( The Hateful Eight
filminde Binbaşı Marquis’in, Bob’un kafasını parçalaması) olarak karşımıza
çıkar. “Benim şiddetle bir sorunum yok, benim için komedi unsurları kadar
sıradan bir şey bu. Estetik bir şey. İnsanlar bunu ahlaki bir kulp
takacaklardır ama bence bu tutum saçmalıktan ibaret.” diyor Tarantino. Ona göre
şiddet filmlerde kullanılan ögelerden sadece biri.Tarantino şiddeti estetik bir konu olarak görür. Bu yüzden seyirci Kill Bill'i izlerken tiksinmek yerine haz duyar. Bütün o uçan kafalar, yerinden oyulan gözler, kopan kollar seyircide bir mezbaha değil kanlı bir şenlik havası yaratır.
Tony Scott’ın yönetmenliğini üstlendiği True Romance filminin senaristi olan Tarantino bu filmin otobiyografik özellikler taşıdığını söyler. Filmin başkahramanı olan Clarence Worley, Quentin Tarantino’dur. Tarantino’nun pek çok kez dile getirdiği “Yönetmen olmasaydım gangster olurdum.” cümlesi de onun sinemasını ve hayata bakış açısını anlamak adına önemli ipuçları veriyor.
YARARLANILAN KAYNAKLAR:
Sarah Casey Benyahıa, Suç, Kolektif Kitap.
Derleyen:Gerald Peary, Quentin Tarantino, Agora Kitaplığı.


